Fatih Üniversitesi Genel Forum Dünyası Eğlence Komik Yazılar, Fıkralar ve Hikayeler 10 Numara Nükteler (Birazcık Uzun)
kayıt ol


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27/07/09, 02:41 AM   #1 (permalink)
Araş. Görevlisi
Ruh Halim:
Durum: Offline
Üyelik tarihi: Apr 2009
Konular: 24
Mesajlar: 100
Tecrübe Gücü: 4
Tecrübe Puanı: 23
hunkar60 is on a distinguished road
Talking 10 Numara Nükteler (Birazcık Uzun)



Necip Fazıl'la Nazım Hikmet'in kaldıkları aynı hapisanede, tek kişinin geçebileceği koridor varmış

Koridordan Necip Fazıl geçerken karşıdan Nazım Hikmet te geliyormuş. Yaklaştıklarında Nazım Hikmet: "Ben Köpeklere yol vermem" demiş.
Sukunetini koruyan Üstad ise kenara çekilerek "Ben yol veririm." demiş

---------------

Necip Fazıl her zamanki gibi odasında günlük makalelerinden birini yazıyormuş
Yanına bir talebesi gelmiş ve bir rüyasını anlatmaya başlamış;
Üstadım rüyamda bütün otlar Allah'a(c.c) secde ediyordu ama tütün etmiyordu.
Üstad talebesine bakmış ve demişki ;
O zaman getirin o kafiri yakalım
---------------

1960’lı yıllar, Üstad’ın “Sahte Kahramanlar” konferansı ile Türkiye’yi salladığı yıllar.
İşte bu “Sahte Kahramanlar” dolayısıyla Ankara’ya gittiği zaman, devrin başbakanı bir adamını göndermiş Üstad’a adamın getirdiği mesaj şu:
—Muhterem Üstadım, sayın başbakanımızın size çok selamları var.
-Aleyküm Selam, ne diyor?
—Sahte kahramanlar konferansında kendilerinden söz edilmemesini istiyorlar.
Başbakanın adamının sözü bitince şöyle gürlemiş Üstad:
—Var git söyle ona, sahte kahraman olmak da bir seviye işidir. Onda bu seviye de yok, merak etmesin bahsetmeyeceğim.

---------------
Osman Yüksel milletvekili olduğu dönemlerde bir mesele ile alakalı meclis kürsüsünde konuşurken CHP milletvekilleri sıra kapaklarına vurarak protesto eder ve konuşmasını engellemeye çalışırlar. Bunun üzerine Osman Yüksel SERDENGEÇTİ” Bu meclisin yarısı hıyar.”deyip kürsüden iner. Bunun üzerine CHP’li vekiller meclisin şahs-ı manevisine hakaret söz konusudur. Lütfen sözünü geri al, diye itirazda bulunurlar. Bunun üzerine Serdengeçti yeniden kürsüye gelip şöyle der:

-Tamam sözümü geri alıyorum. Bu meclisin yarısı hıyar değil.
---------------
[/FONT][/B]
4 öğrenci sabahleyin uyanamamışlar ve de matematik finalini kaçırmışlar, ertesi gün hocalarına gitmisler, zar zor ikna etmişler, arabaya bindik yolda lastik patladı o yüzden kaçırdık demişler. Neyse demiş hoca 3 gün sonra gelin sizin 4′ünüze sınav yapacağım. 3 gün sonra bu 4 öğrenci sınav olmak için gelir, matematik hocası bu 4′unu sınıfın köşelerine birbirlerine en uzak olacak şekilde oturtmuş. Finali gecmek için de en az 50 almak gerekiyor. Hoca 5 tane soru sormuş ve sayfanın önünde ki 4 tane matematik sorusu basit sorularmış. Ve her biri 10 puanlıkmış. Ancak, kağıdın arkasındaki soru ise tam 60 puanlıktır ve de soru aynen şoyledir:”Arabanın hangi lastiği patladı?”
---------------
Bir gün Behlül`ü kabristanda gördüler. Ayaklarını kabir taşları arasına sokmuş toprakla oynuyordu.
Kendisine;
`Ey Behlül ne yapıyorsun?` diye sordular.
Onlara gâyet sâkin olarak;
`Bana eziyet etmeyen, gıybetimi yapmayan insanlarla oturup sohbet ediyorum. Bunlar sağ olanlardan daha emin.` diye cevap verdi.[B][FONT=&quot](Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime) ---------------
Tarihimize Kafkas kartalı ismi ile geçmiş bulunan İmam Şamil yüz binlerce Rus ordularını birkaç arkadaşıyla yıllarca uğraştıran kahramandır. Az bir kuvvetle uzun yıllar sürdürdüğü mücadelesini, esaretinden sonra aynı şekilde devam ettirmiştir. Ruslara esir düştüğünde; Yemek esnasında, İmam Şamil’in iştahlı iştahlı yemek yediğini gören Çar’ın: “Kumandan, bu iştahla beni de yiyeceğinizden korkuyorum” demesi üzerine etrafındakilerin kahkahaya boğuşları uzun sürmemiş Kafkas Kartalı: “Çar hazretleri kaygılanmayınız. Biz müslümanlar domuz eti yemeyiz!”
---------------
Bir Hristiyan, Ahmed Vefik Paşa’ya: “Camilerinizde niçin günlük (bir çeşit koku) yakmıyorsunuz? diye sorduğunda, ondan şu cevabı almış: “Bizimkiler abdestlidirler. Yellenmezler. Onun için günlük yakmıyoruz.”
---------------
Nazım hikmet ne kadar üstad dan daha fazla reklamı yapılan ve gözlerde büyütülen bir adam olsa da kendi içinde üstadın büyüklüğünü biliyor heralde ki kıskançlığından garezinden kuduruyor.
Birgün üstad'a yine laf atar, gazetecilere konuşurken üstad için "alçak adam" der. Gazeteciler üstad'a gelir:
Nazım hikmet sizin hakkınızda alçak dedi derler.
Üstadın cevabı nazımı nasıl öldürmedi bilmem:
alçağın da bir seviyesi var, çukur adam ...
---------------
Üstad Necip Fazıl Kısakürek bir gün konferans verirken salonda bulunanlardan birisi kürsüye salatalık fırlatır. Salatalığı eline alan Necip Fazıl salondakilere dönerek:

"- Birisi kimliğini göndermiş, kiminse gelsin alsın" der.
(Bir Deste Nükte, Cevdet Söztutan)
---------------

Atatürk'ün anıtkabir yapımında gençler çalışırken Osman Yüksel'e sorarlar: "Sen genç değil misin, niye Anıtkabir'de çalışmıyorsun?
Serdengeçti, fikirlerinden dolayı kendisini hapishanelerde süründüren ve sevmediğini her zaman açıkça söylediği İsmet İnönü'yü kastederek cevap verir:
"Vallahi hapishanelerden bana zaman yok. İnşallah ikinci Anıtkabirde canla başla çalışırım."
---------------
Kayseri'deydik, Büyük Doğu teşkilatında... Bir adam getirdiler, "şununla iki kelime konuş!" dediler bana... Adam geldi. Elinde sigara, Ramazan günü... Anladım ne tip olduğunu...

Hitap ettim:

"- Sigaranı at da öyle gel karşıma!"

Gayet ucuz bir formülü vardır bu işin... Günün hemen bütün formülleri gibi...

O da aynı şekilde cevap verdi:

"- Allah'ın bildiğini kuldan niye saklıyayım?"

Bu umumî formül...

Devam ettim:

"- Allah senin tenasül aletin olduğunu da biliyor. Niye saklıyorsun?"

Bozuldu, kala kaldı, hiçbir şeye aklı eremedi. "- Senin bu susman mağlûp olman değildir. Şimdi seni mağlûp edeyim dedim; Allah'ın bilmediği bir şey olabilir mi?.. O her şeyi biliyor. Yalnız senin, Allah'ın bildiğini, yalnız ondan af dileyerek ona tahsis etmen ve onun bildiği şeyi ortaya açıkça, hayâsızca dökmemeni gerektiren bir fakülteye malik olman lâzım... Sen bundan da mahrum bir bedbahtsın!.."

Necip Fazıl Kısakürek, Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu isimli konferansından iktibastır...
---------------
Serdengeçti malumunuz bi ara milletvekilliği yapmıştır.Sabah meclise gitmek üzere Hüseyin Üzmez'le birlikte yola çıkar.Hüseyin Üzmez anlatıyor:
meclisin kapısı döner kapılardan,girdim,Osman abi de arkamdan girdi.Ben çıktım bir sağıma baktım,bir de soluma Osman abi yok....
baktım ki kaptırmış dönüyor kapıda bizimkisi.Çektim kolundan çıkardım.
Ulan dedi daha girmeden kapısında başladı döneklik.....

---------------
Necip Fazıl ın çalışma odasına giren bir yazar üstadın çalışma odasına göz attıktan sonra

-hayrola üstad çalışma odan da hiç kitap yok ,siz hiç kitap okumaz mısınız?

diye soru sordugunda, Üstad şu cevabı verir;

-sen hiç süt içen inek gördün mü?

---------------
Necip Fazıl, Serdengeçti ve Nazım ayni koğuştadır N.Fazıl dertlidir bir ora bir bura volta atar sigara üstüne sigara yakar durur, Serdengeçti gayet neşeli ve Nazım ise tuttuğuna komünizmi anlatır durur. Bir gün yine Nazım birine komünizmi anlatırken, Serdengeçti yanına yaklaşır derki:

—Üstat bu komünizm nedir?

Nazım kendinden gayet emin derki;

—Elini sol cebime at

Bizimkisi hemen atar Nazım der

—Ne buldun

—İki 25 kuruş der

Nazım der birini al Serdengeçti alır Nazım, gururla

—İste komünizm bu der

Bizimkisi alışır her gün elini Nazım’ın cebine atar ne çıkarsa yarısını alır. Bir gün Nazım’a 50 lira gelir bizimkisi sormadan hemen elini Nazım’ın cebine atar ve yarısını almak ister Nazım hemen müdahale eder

—Hop hop ne oluyor der.

Serdengeçti:

—Üstat yarısı benim değimliydi der. Nazım:

—O kadar da uzun boylu değil der Serdengeçti orada taşı gediğine kor:

—İste! Komünizm dedikleri 25 kuruşluk bir şeymiş…
---------------
Halife Harun Reşit bir gün Behlül-i Dana ile sohbet ederken;
"Ey Behlül ! Sana sarayımda bir oda ve hizmetçiler vereyim. Yeter ki bu eski elbiselerden kurtul. Yenilerini giy insanlar arasına karış" dedi. Bunun üzerine Hazreti Behlül: "Müsaade ederseniz bir danışayım." dedi. Halife ; "Kime danışacaksın kimsen yok ki? diye cevap verdi. Behlül de: Ben danışacağım yeri bilirim dedi ve oradan ayrıldı. Harun Reşit arkasından adamlar salıp danışacağı yeri öğrenmek istedi. Behlül gide gide şehir dışında mezbeleliğe, çöplüğe giderek, başını eğdi ve birşeyler dinlermiş gibi bir müddet orada durdu. Birşeyler söylendi daha sonra oradan ayrıldı ve saraya yöneldi. Sultanın adamları ondan önce saraya dönerek durumu Halifeye bildirmişlerdi. Behlül huzura girince Halife Harun Reşit ona " Ey Behlül! Söyle bakalım kararın nedir. Danıştın mı?

Behlül; Danıştım efendim, lakin insanlar arasına kararışmam mümkün değil dedi. Halife heybetle;
"Ey Behlül istişare edeyim danışayım dedin gittin çöplüğün başına, haberim oldu. Çöplere mi danıştın. Behlül;
Evet efendim onlara danıştım ve bana dediler ki :

"Ey Behlül ! bizde vaktiyle en güzel ve nefis yiyecekler idik sevgi ve itibarımız çoktu. Ne zaman ki insanlar arasına karıştık, işte bu hale geldik. Çöpe atıldık. Sakın ola ki insanlar arasına karışma dediler. Bunun için bu teklifinizi kabul edemiyorum. Beni mazur görün efendim
---------------
Nazım Hikmet ve Necip Fazıl Ramazan ayında arabayla gidiyorlarmış.
Tabi Necip Fazıl oruç ama Nazım Hikmet değil.
Nazım Hikmet Necip Fazıl ile dalga geçmek için yolun kenarındaki zayıf bir ineği işaret ederek Necip Fazıl'a demiş ki:
-'Şunun haline bak,oruç tutmaktan ne hale gelmiş' demiş.
Tabi Necip üstad altta kalırmı hemen cevabı yapıştırmış:
-'Aaa Nazım sen bilmiyormusun hayvanlar oruç tutmaz...'

---------------
Necip Fazıl, oğlu Mehmed'i kırmaz ve ödevini yapar. Ödevden "orta" not alan küçük Mehmed eve geldiğinde üzüntülü şekilde babasına sitem eder:

"Baba bu nasıl iş. Herkes seni edebiyatçı biliyor. Bense senin yaptığın ödevimde zar zor orta aldım."

Üstadın tebessümü dudaklarına yayılır:
"Üzülme evlat! Şarlo'da kendisine benzeyenler yarışmasında sonuncu olmuştu."
---------------
Bir toplantıda bir genç M. Akif’i küçük düşürmek için: “Affedersiniz, siz veterinerdiniz değil mi?” M. Akif hiç istifini bozmadan cevaplamış: “Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?”
---------------
Oğlunun okuması için elindeki bütün inekleri satan bir köylü, onun bir şey öğrenemediğini görünce: “Ne bahtsız adammışım” diye söylenmiş. “Bir öküz uğruna ne inekler feda ettim!”
---------------

Eski Bağdat valisi Ali Paşa, ava çok meraklıydı. Bir gün yine ava çıkmıştı. Çölde bir aslanın hücumuna uğradı. Paşa"nın yanındakiler çil yavrusu gibi dağıldılar. Aslan, Paşa"nın bindiği atı parçaladıktan sonra, çekilip gitti. Perişan bir hâlde Bağdat"a dönen Ali Paşa, kendisini yalnız bırakıp kaçanlardan intikam almaya karar vermişti. Paşa"nın aslan hücumundan sağ salim kurtulması, adamlarını sevindireceğine korkutmuştu. Çünkü öç almak isteyeceğini tahmin ediyorlardı. Ama mecburen, atlattığı büyük tehlike için geçmiş olsun demeye geldiler. İçlerinden biri, kendilerini azarlamasına meydan vermeden Paşa"nın eteğine sarıldı:
Büyük kusur işlediğimizi biliyoruz, fakat sen yine de bizi mazur gör. İki aslan, cenk ederken, bizim gibi köpeklerin arada ne işi olabilirdi?
---------------
Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır. Soba yerden 1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar. Kimyacı, “adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış”; fizikçi, “adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş”; jeolog, “burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanin taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangin olasılığını azaltmayı amaçlamış”; matematikçi, “sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış”; antropolog, “adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş”. Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar. Adam cevap verir: - “Boru yetmedi.”
---------------
Üstad Necip Fazıl, 70′li yıllarda erkeklerin uzun saç bırakma modasının olduğu günlerde bir minibüse biner. Kız zannettiği uzun saçlı bir birisine:
-Kızım! der, Biraz yana kayabilir misin,yanına oturayım.
Uzun saçlı delikanlı döner ters ters bakarak;
-Ben kız değilim moruk! der. Necip Fazıl:
-Af edersin yavrum, der. Dul olduğunu bilmiyordum.
---------------

Bir edebiyat toplantısı sırasında Nazım sahnede şiir okur ve akabinde oturan topluluk içinde bulunan Üstad'ı sahneye davet eder ve Üstad'a şöyle bir teklifte bulunur:

-Birtane ben kendi şiirimden okuyayım, bir tane de sen kendi şiirinden oku.

Üstad kendi şiirini okumayı pek doğru bulmadığını söyler ve Nazım'ı kendi silahı ile vurmanın tadını hissedercesine teklife teklif ile karşılık verir:

-Ben senin şiirinden bir tane okuyayım sen de benimkilerden bi tane oku

Nazım bu teklifi kabul eder ve başlar Üstad'ın 'Ölünün Odası' şiirini kendine has üslubu ile okumaya. Şiir biter salonda bir alkış patlar. Sıra Üstad'a gelmiştir. Üstad nazımın sonu 'in-çık, çık-in" şeklinde biten şiirini düz bir şekilde okur ve bitirir. Salonda derin sessizlik....

Üstad nükteyi patlatır, noktayı koyar;

-Bak nazım! Benim gibi adam senin şiirini okuyor da yine de bişey olmuyor.

---------------
Bir Köylü ve bir avukat ucakta yanyana oturuyorlarmış. Avukat, kendi kendine şu köylüyle biraz dalga geceyim demiş! Köylü’ye, gel seninle soru cevap oynayalım; senin sorunu ben bilemezsem sana 50 milyon veririm, benim sorumu sen bilemezsen bana 5 milyon verirsin demiş. Köylü de olur demiş. Avukat sormuş:
- Belcika’nin baş şehri neresi?
Köylü hiç düşünmeden cebinden 5 milyon çikarıp avukata vermiş. Avukat kıs kıs gülmüş ve hadi şimdi sıra sende demiş.
Köylü, O ne biçim şeydir ki, inerken üç ayaklı, çikarken dört ayaklı?
Avukat şasırmış, birden cevap vermeyeceği için düşünmek için izin zaman istemiş.
10 dakika düşünmüş, 20 dakika düşünmüş bulamamış cevabı ve vermiş 50 milyon lirayı köylü’ye.
- Merak ettim sorunun cevabi nedir? demiş avukat.
Köylü çıkarıp 5 milyonu tutuşturmuş bizim akıllının eline…
---------------
Bir gün Necip Fazıl, “Osman bekle, ben bir küçük abdest bozacağım” der.
Osman Yüksel nükteyi patlatır:
“Estağfirullah Üstad, senden küçük bir şey sadır olmaz.”
---------------
Serdengeçti aniden hastalanır. Parkinson olmuştur. O aldırmaz, zaman zaman hastalığını da alaya alır. “Parkinson öyle hoş bir isim ki araba markasına benziyor. İnsanın keşke benimde bir parkinsonum olsun diyesi geliyor. Mao’da bu hastalık varmış yahu. Eh yinede büyük adam hastalığı. Ne de olsa serde fukaralık var, bu da proleter hastalığıymış, bize de böylesi yakışır. Siroz olup ta burjuva hastalığına tutulacak değildik ya” der
---------------

Ahmet Vefik Paşa, Babıâli"deki görev yerine arabası ile gelirken yanına hiç kimseyi almadığı için kapıdaki görevliler onu tanımaz ve selâm vermezlermiş. Sonunda Sadrazama, arabasının yanına uşaklarından birini aldırırlar. Bundan son(Sansürlü Kelime)ra sadrazamın arabasına selâm verilmeye başlanır. Günün bi(Sansürlü Kelime)rinde böyle bir selâmlama anında paşa, yerinden kalkıp uşağa şöyle seslenir:
Ne duruyorsun? Bak seni selâmlıyorlar! Haydi sen de onları selâmlasana.
---------------

Bir gün Necip Fazıl, bir üniversitede konferansa katılmış...
Çıkıp herzamanki gibi Din ve Allah kavramı hakkında konuşmuş...
Konuşması bittikten sonra, onunla karşıt görüşlü olan bir Prefesör, Necip Fazıl'a
'Siz önceden çıkıp farklı şeyler söylerdiniz, şimdi ise o sözlerinize çelişen şeyler söylüyorsunuz... Yazdığınız şiirler hala ezberimdedir... bu ne demek oluyor? '
Necip Fazıl'ın cevabı meleklere parmak ısırtacak bir cevap olur 'Benin geçmişim bir çöplüktür ve çöplükleri sadece köpekler kurcalar'
---------------]
Bugünlerde Vakit Gazetesi yazarı olan Hüseyin Üzmez, dönemin ünlü gazetecisi Ahmet Emin Yalman’a suikast girişiminde bulundu.

Üzmez, olayın ardından yakalandı.

O günlerde herkes, ülkede büyük gürültü koparan bu suikast girişiminin arkasındaki ismi arıyordu.

Ve o isim bulundu: Necip Fazıl.

Çünkü "milliyetçi-mukaddesatçı" kesimin ünlü şairi Necip Fazıl, o günlerde Yalman aleyhine çok ağır yazılar yazıyordu.

Ayrıca... Üzmez, iflah olmaz bir Necip Fazıl hayranıydı.

Sonunda Necip Fazıl, "azmettiricilikten" tutuklandı ve mahkemeye çıkarıldı.

"Ünlü şair"in mahkemede kendisini savunurken söylediği şu cümle "unutulmazlar" arasındadır:

"İngiliz’in biri, kıskançlık krizi içinde karısını öldürse... Ve adamın cebinde Othello piyesinden bir sayfa bulsanız... Azmettirici diye Shakespeare’in iskeletini mezarından çıkarıp Londra köprüsünden mi sallandıracaksınız?

---------------
Bir Yahudi müneccim, Abbasi Halifesi Harun Reşit"in ziyaretine gelir. Ziyareti esnasında halifenin yakında öleceğini tarih de belirterek söyler. Halife bunu duyunca müneccime bir ders vermek ister. Cafer El Bermekî"yi saraya çağırtır. Bermekî, Yahudi müneccimi sarayda bulur. Aralarında şu konuşma cereyan eder:
Sen halifenin şu kadar gün sonra öleceğini söylüyorsun değil mi?
Evet.
Peki, senin ömrün ne kadar?
Padişahın ölümünden şu kadar süre sonra.
Bu cevap üzerine Cafer El Bermekî, halifeye döner ve şöyle der:
Bu adamı öldürt ki senin ömrün konusunda yalan söylediğini herkes öğrensin.
Bunu duyan Yahudi müneccim pabucun pahalı olduğunu görür ve bu saçma iddiasından vazgeçer; affedilmesi için yalvarmaya başlar.
---------------
Necip Fazıl, Büyük Doğu'nun kapağına Falih Rıfkı Atay'ın bir resmini yaptırır. Atay'ın bir yüzü normal, diğer yarısı maymun başı. Falih Rıfkı, Üstadı mahkemeye verir. Araya giren yakınları, Necip Fazıl'a yazardan özür dilemesini ve mahkemenin kapanmasını isterler. Üstat:
"Peki" der, "Özür dilerim, ama Falih Rıfkı'dan değil maymundan..."
---------------
Üstad, sigaraya çok düşkündü. Nuri Pakdil: "Üstad sigara içmiyor, adeta yiyor" derdi. Bir doktor yakını Amerika'dan sigarayı bıraktıran bir ilaç getirir. Üstad'a, bir hafta kullanınca sigara içme ihtiyacı duymayacağını söyler. Bir süre sonra ilacı içmediğini söyleyen Üstad'a doktorun:

"Ne itimatsızsınız Üstad'ım, inanın etkisini göreceksiniz" demesi üzerine, Üstad:

"İnandım söylediklerine de onun için içmedim!" der.

( Mehmet Soyak - Dâhi Sanatçı Dünyasından Noktalar )
---------------
Bir gün kendisine, bir dostu:
-Üstad, dünyada iki büyük şair var, demiş.
Necip Fazıl’ın tepkisi şu olmuş:
-Öteki kim?
---------------

Hayatının her ânında ve her türlü zorlu koşulda bile hadiseleri nükte süzgecinden geçirebilen Serdengeçti, yaşlılık ve hastalık döneminde de şahsiyetine sinmiş olan bu yönünü sergilemiş ve ortaya hüzünlü nükteler çıkmıştır. Onlardan biri:


Yanındaki masada oturan Osman Yüksel Serdengeçti felç olmuş, titriyordu. Maliyeci İbrahim Bey, her zamanki zarafeti ve sıcaklığıyla Osman Yüksel Serdengeçti’ye:
-Sizi iyi gördüm Osman Bey, dedi.
Teşkilat Refik de, İbrahim beyin moral vermek istediğini sezdiğinden desteklemek gereğini duydu:
-Son gördüğümden daha iyisiniz Osman Bey.
Hemşehrisi Abdullah Özcan da onları doğruladı:
-Osman Ağabey, gerçekten iyi.
Bastonundaki sağ eli devamlı titreyen Osman Yüksel Serdengeçti durumunu belirtmek ihtiyacı duydu:
- Geçen gün Akseki’deydim. Annemin arkadaşı ve aynı zamanda komşumuz olan bir teyze bize gelmişti. O da bana “Oğlum Osman, çok iyi görünüyorsun; orucunu tutabiliyor musun?” diye sordu. Ben de ona şöyle cevap verdim:

“İyiyim teyze, görmüyor musun, kendimi tutamıyorum.”

(Mehmed Niyazi – Dâhiler ve Deliler)
---------------

Abbasi'lerin ünlü halifesi Harun Reşid zamanında yaşamış olan Behlül Dâne (VIII. yüzyıl) dönemin evliyasındandı. Zaman zaman aklından zoru olan kimselere has tavırlar takınır, herkes de bundan dolayı kendisini deli sanırdı. Ama bunu maksatlı yapardı. Behlül Dânâ hazretleri daima Harun Reşid'in yakınında bulunur, çeşitli sebepler hâsıl ederek onu uyarırdı. Bir gün Behlül Dâne hazretleri, üstü başı toz toprak içinde uzun bir yolculuktan gelmiş olmanın belirtileri ile Harun Reşid'in huzuruna çıktı. Harun Reşid sordu:
- Bu ne hâl Behlül, nereden geliyorsun?
- Cehennemden geliyorum ey hükümdar.
- Ne işin vardı cehennemde?
- Ateş lazım oldu da ateş almaya gittim.
- Peki, getirdin mi bari?
- Hayır efendim getiremedim. Cehennemin bekçileriyle görüştüm, onlar "Sanıldığı gibi burada ateş bulunmaz, ateşi herkes dünyadan kendisi getirir" dediler

---------------
Necip Fazıl vapurla Karaköy'e geçerken, yanına biri yaklaşıp:

"Üstad", diye sormuş "Peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik."

N. Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan:

"Ne diye vapura bindin ki, yüzerek geçsene karşıya" cevabını vermiş.

(Cagriweb'den alıntıdır, yanılmıyorsam Üstad bunu "O ve Ben" isimli kitabında veya herhangi bir konferansında anlatmıştı.)
---------------B]

Necip fazıl kısakürek, sakal bırakmaya karar verir ve bırakır. Sakallı halini görenler şaşırırlar. Hatta bazıları hakaret etmek bile ister. Fakat üstad bu. Hiç lafın altında kalır mı? Adama laik olduğu cevabı verir. Üstadın sakallı halini gören biri, üstada hakaret etmek için karşısına geçip sakallı halini kastederek;
-“Yahu Maymuna dönmüşsün!” der.
Bu söz üzerine üstad adama haddini bildirir:
-“Öylemiii, peki o zaman arkamı döneyim!.."
---------------
Osmanlı elçisi olarak Fransa Kralı"na gönderilen İncili Çavuş, yamalı elbiselerle Kral"ın huzuruna varınca, Kral, kıyafetinden dolayı İncili Çavuş"u yadırgar ve alaycı bir eda ile sorar:
Bana senden başka gönderilecek adam bulamamışlar mı?
Bu soruya İncili Çavuş şu cevabı verir:
Osmanlılar, adamına göre adam gönderirler. Beni de sana göndermelerinin sebebi bu olsa gerek!
---------------
Serdengeçti'ye sorarlar:
-Konuşmalarınızda neden bu kadar çok Allah kelimesi kullanıyorsunuz?
Serdengeçti:
-Allah Allah, hiç farkında değilim yahu!

---------------
Osmanlı tarihinin en renkli simalarından biri de Mehmet Paşa"dır. Onu çekemeyenler tarafından "Öküz" lakabı ile anılırmış. Günün birinde Mehmet Paşa"nın çadırında çok sayıda insanın olduğu bir zamanda bir öküzün içeri bakıp böğürdüğü görülür. Orada bulunanlar bu tablo karşısında gülünce paşa bozuntuya vermez:
Biliyor musunuz, o bana ne dedi?
Meraklı bakışlar arasında konuşmasını sürdürür:
Bana, "Seni biliyoruz ama bu eşeklerle burada işin ne?" diye sordu.

---------------
Mehmet Paşa sadrazam olunca, kâhya ve kâtiplik vazifesi gören bir ağa, paşanın neşeli bir anını değerlendirmek ister ve yanına yaklaşarak şöyle der:
Sadaretiniz mübarek olsun. Artık bendenize az bir şey ihsanda bulunursunuz.
Paşa, siyasî bir cevap verir:
Az bir şey vermek, bana lâyık değildir!
Kâhya az uyanık değildir, yol gösterir:
O halde, çok veriniz!
Yeni sadrazam da altta kalacak değil ya, cevap verir:
O da sana lâyık değildir!
---------------
Mahkemede hakim, Necip Fazıl'a:
- Bak, der. Seni bundan böyle bir daha huzurumda görmeyeceğim, öyle değil mi?
Necip Fazıl sorar:
- Hakim Bey, yoksa istifa mı ediyorsunuz?



Yine bir gün Üstad'a sormuşlar:
-Üstad özel arabanız yok mu?
Üstad düşünmeden cevap verir:
-Ona en son bineceğiz.
---------------
serdengecti parkinsona yakalandığında bir kaç kişi ziyaretine gelir.çay demlenip getirilir.serdengecti şekerlerden birini tutar baya bir uğraştıktan sonra bardağa atmayı başarır.sıra ikincisine gelir uğraşır uğraşır atamaz.sonunda "hey koca Osman hey bir zamanlar türkiyeyi karıştırırdın şimdi çayını bile karıştıramıyorsun"der
---------------
Fatih bir gün saraydan çıkıp ata bineceği sırada bir derviş kendisinden para ister. Padişah bir altın verir. Derviş bir altını az bulunca sitem eder ve aralarında şöyle bir konuşma cereyan eder:
Padişahım ben senin kardeşin olayım da bir altın veresin; insafa sığar mı?
Nereden benim kardeşim oluyorsun?
Âdemin evlâtları değil miyiz?
Hele şu altını al git. Eğer öteki kardeşlerimiz duyacak olurlarsa hissene bu kadar da düşmez!
---------------

Necip Fazılın talebelerinden biri anlatıyor; İnönü'ye hakaretten yargılanan Üstadın mahkemelerinden birine katılmak istedik... Çağaloğlunda mahkemeye vardığımızda bizi kalabalık oldu diye salona almak istemediler, kapıda beklerken Üstad merdivenlerden göründü. Bize neden burda bekliyorsunuz, diye sorunca sebebini söyledik. Kimsede görmediğimiz o müthiş kendine güvenle ve yüksek bir sesle gürledi; ''Memur bey bu gördüğün gençler, memleketin en müstesna evlatlarıdır, Lütfen onları salona alınız.'' Peki efendim dedi memur, salona girdik...
duruşma başlayınca, karşı tarafın avukatı – Vaktiyle KİM dergisinin yayıncısı idi- Söz alarak, uzun uzun Üstadın aleyhine konuşmaya başlayınca Üstadın canı sıkıldı; ayağa fırlayarak; ''Hakim bey ne dinliyorsunuz bu adamı; bu adam para karşılığında yalan söyleyemekten çekinmeyen bir piçtir'' dedi. Dondu kaldı herkes , avukat efendim bana hakaret etmiştir lütfen zapta geçsin dedi. Üstad cevabı yapıştırdı : ''Efendim piç olduğunu zapta geçirmek istiyor. Lütfen isteğini yerine getirin ''
--------------- Bill Gates Microsoftsun bir seminerinde bilgisayar sektöründeki gelişmenin hızını anlatmak için şöyle bir benzetme yapmış. “Eğer Volkswagen firması son 25 yıl içinde bilgisayar sektörü kadar hızlı gelişmiş olsaydı bugün 500 dolara alacağımız arabalara 25 dolarlık benzin koyup dünya turu atmamız mümkün olacaktı”
Birkaç gün sonra VW firmasının bir basın açıklaması yayınlanmış. “Eğer otomotiv sektörü Bill Gates in işletim sistemi gibi
gelişmiş olsaydı, her alacağımız arabada tek koltuk olacak, diğer koltuklar için ekstra lisans parası ödemek zorunda kalacaktık; arabamız sadece bizim ürettiğimiz benzinle çalışacak; gösterge tablosundaki tüm ikaz ve uyarı ışıkları yerine üzerinde arabanız geçersiz bir işlem yürüttü ve kapatılacaktır yazan tek bir lamba olacaktı. Ayrıca her kazadan sonra arabanın hava yastıkları açılmadan önce bir düğmenin üzerinde “Hava yastıkları açılacak. Eminmisiniz?” diyen bir ışık yanacaktı”
---------------




Harun Reşid bir Ramazan günü Behlül'e tembih etti:

- Akşam namazında camiye git, namaza gelen herkesi iftara davet et.

Akşam oldu, namaz kılındı, namazdan sonra Behlül 5-10 kişilik bir grupla çıka geldi. Harun Reşid şaşırdı:

- Behlül bunlar kim? Ben sana namaza gelen herkesi saraya iftara
çağır diye tembih etmedim mi? Sen o kadar cemaatin arasından bir
sofralık bile adam getirmemişsin..

- Efendimiz, siz bana camiye gelenleri değil, namaza gelenleri iftara
çağır dediniz. Namazdan sonra bendeniz cami kapısında durdum,
çıkan herkese hocanın namaz kıldırırken hangi sureyi okuduğunu
sordum. Onu da yalnız bu getirdiğim kişiler bildi. Camiye gelen
çoktu ama namaza gelen demek ki yalnız bunlarmış.

---------------
Olay bir havayolunun Hamburg-İstanbul seferini yaparken oluyor. Almanyadan binen bir bayan köpeğini pet basket icinde kargoya veriyor, inince almak üzere. 2 saat sonra uçak inince önce kargo açılıyor ve köpeğin ölmüş oldugu ortaya çıkıyor. Yer müdürü, “ne yapalım kargoya konan hayvan ölürse çok büyük cezası var” diye düşünürken oradan biri atılır ve “bu kopeğin çok benzeri bizim mahallede var, kadını 15 dk bekletin onu getirip değiştirelim” der. Nitekim öyle yapılır, ölü köpeğin tasması da yenisine takılır. Bu arada kadın sabırsızlanmaktadır, “köpeğim nerede” diye. 5 dk sonra kargodan çıkan köpeği goren kadın o anda düşer bayılır. Alandakiler herhalde kendi köpeği olmadığını anladı da bayıldı diye düşünürler. Neyse kadın kendine gelince olay ortaya çıkar. Kadın zaten Almanya’dan köpeğinin ölüsünü getiriyormuş.
---------------
Üstada bir konferans sırasında bir genç sorar:
-Osmanlı emperyalist değil miydi?
Cevap dikkate şayandır:
-Evladım eğer Osmanlı emperyalist olsaydı şu anda bu soruyu fransızca değil türkçe sorardın.
---------------


Mehmet Şevki Eygi Beyden:
Merhum Ali Ulvi Kurucu, Medine'de Necip Fazıl'ın bulunduğu bir sırada sohbet ederlerken Üstad'a: "Hâlimiz ne olcak, nasıl kurtulacağız?" diye sorar. Çile şairinin cevabı kısa ve öz olur: "Biz Hakk'a sırt çevirdik, şimdi bâtıl da bizi istemiyor."



---------------
Bir karpuz tarlası olan çiftçi her akşam tarlasına çocukların daldığını ve birkaç karpuzun eksildiğini fark etti. Bir süre düşündükten sonra, tarlaya bir uyarı levhası koymaya karar verdi;
- “Dikkat! karpuzlardan birine zehirli siyanür enjekte edildi”.
Ertesi akşam çiftçi karpuz yiyemeden kaçan çocukları keyifle izledi. Bir hafta sonra, çiftçi tarlasında geziyordu. Karpuzlarını denetleyerek eksik olmadığını düşünürken gözü kendi levhasının yanına konan bir levhaya ilişti;
- “Şimdi o karpuzlardan iki tane var!”

---------------
Akkan Suver, Sarı Yapraklar Mevsimi"nde Serdengeçti"nin sevimli dünyasında bizi gezdirir. Büyük dava adamının, orada aktarılan nüktelerinden biri şöyledir:
"1944 Turancılık olaylarından tabutluğa düşmez ama daha sonra yazdığı yazılardan dolayı Ankara Cezaevi"ne düşer. Arkadaşı Sait Bilgiç ise onun hapishaneye düştüğü sıralarda Isparta"dan milletvekili olur. Kendisini hapishanede ziyarete gelen Said Bilgiç"e,
Yahu Sait, bu ne biçim iş! Sen mebus, ben mahpus, der.
Aradan yıllar geçer. 1960 ihtilalininin ardından Said Bilgiç Demokrat Parti milletvekili olarak mahkûm olur ve Yas(Sansürlü Kelime)sı(Sansürlü Kelime)a(Sansürlü Kelime)da"dan sonra Kayseri Cezaevi"ne nakledilir. Talihin cilvesi, bu defa Serdengeçti Adalet Partisi"nden milletvekilidir. Kalkar Said Bilgiç"e ziyarete gider. Kapıdan girer girmez şöyle der:
Yahu Said, bu defa sen mahpus, ben mebus! Biz seninle dışarıda hiç mi buluşamayacağız?"
---------------
Bir gün Behlül'ün halka doğru yolu göstermek için söylediği sözlerden rahatsız olanlar, Hârûn Reşîd`e gidip;
`Sultanım, bizim yaptıklarımızın ona ne zararı var? Bizi kendi hâlimize bıraksın. Sonra her koyun kendi bacağından asılır.` gibi sözlerle şikâyet ettiler. Bunun üzerine Hârûn Reşîd, Behlül Dân`yı çağırtıp, halkın isteğini bildirdi.
Behlül Dânâ hiç sesini çıkarmadan sarayı terk etti. Birkaç koyun alıp kesti, bacaklarından mahallenin köşe başlarına astı. Bunu gören halk gülerek; `Deliden başka ne beklenir, yaptığı işler hep böyle zâten.` diyorlardı. Aradan günler geçtikçe, asılan hayvanlar kokuyor, bundan da bütün mahalle zarar görüyordu. Kokudan durulmaz hâle gelince, aynı kişiler Hârûn Reşîd`e gidip, durumu anlattılar. Behlül Dân`yı çağırtıp, sorduğunda:
`Bir kötünün herkese zararı olduğunu herhalde anladılar. Ben bir şey yapmadım, her koyunun kendi bacağından asıldığını onlara gösterdim.` diye cevap verdi.

---------------
Amerika’lı iş adamı, bir Çinli’yle alay ederek sormuş:
- Ölüleriniz, mezarlarına koyduğunuz pirinçleri ne zaman yiyecek?
Çinli, başını kaldırmadan cevap vermiş:
- Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman.
---------------

Tiyatroda, ünlü oyuncu rolü gereği uşaklarına bağırır: “Atımı getirin!” O sırada münasebetsiz bir seyirci “Eşek olsa olmaz mı?” diye seslenir. Oyuncu hiç istifini bozmaz: “Hay hay! Buyrun beyefendi!”
---------------
Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı Padişahı gibi sefer hazırlıklarını gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında veziri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona: “Sen sır saklamasını bilir misin?” diye sormuş. Vezir, Yavuz’dan cevap alacağı ümidiyle: “Evet, Hünkarım bilirim” dediğinde; Yavuz cevabı yapıştırmış: “Ben de bilirim!”
---------------
Adamın birisi namaz kılmaz, diğer ibâdetleri yapmaz ama her gece yatarken;
`Yâ Rabbî! Bana Cennet`ini ver!` diye duâ ederdi.
Bir gece aynı şekilde yattı. Geç vakitte, damdan bir tıkırtı geldiğini hissederek uyandı. Hemen çıkıp;
`Kimsin, orada ne arıyorsun?` dedi.
Damda bulunan Behlül Dânâ idi ve;
`Devem kayboldu da onu arıyorum.` dedi.
Ev sâhibi,
`Kaybolan deve damda olması mümkün mü? Bu akılsızlık değil midir?` deyince,
Behlül-i Dânâ;
`Senin, hiç ibâdet etmemen ve sonra da Allahü teâlâdan Cennet`i istemen daha akılsızlık değil midir?` buyurdu.
Ev sâhibi O zaman, Behlül-i Dân`nın kendisine nasihat vermek için böyle yaptığını anladı. Hatâsını anlayıp, tövbe etti ve ibâdetlerini aksatmadan yapmaya başladı.

---------------
Oymakbeyi, izci adaylarını karşısına toplamış, onlara izciliğin ilkelerini anlatmaya çalışıyordu :
- Bakın çocuklar, dedi. Bir izci, her gün, hiç olmazsa bir kez birine yardımcı olmalıdır. Hastalara. Yaşlılara. Muhtaçlara. Her sabah okula geldiğiniz zaman size birgün önce nasıl bir iyilik yaptığınızı soracağım. Tamam mı?
Ertesi sabah Oymakbeyi çocukları toplayıp sordu :
- Söyleyin bakalım. Dün ne gibi bir iyilik yaptınız?
Bütün çocuklar, hep bir ağızdan :
-Yaşlı bir kadının karşıdan karşıya geçmesine yardım ettik efendim.
Adamcağız şaşırdı:
- Hepiniz mi?
- Evet efendim, hepimiz birden.
- Neden?
Çocuklardan biri cevap verdi :
- Kadın karşıdan karşıya geçmek istemiyordu, ondan efendim!
---------------
Yazar Bernard Shaw, İngiliz Başbakanı Churchill’i piyesinin galasına davet etmiş. Davetiyenin kenarına da küçük bir not düşmüş:
“Size 2 kişilik davetiye gönderiyorum. Bir dostunuzu da getirebilirsiniz. Tabii varsa.” Churchill şu karşılığı vermiş:
“Oyununuzun galasına gelemiyorum. 2. gece gelmek isterim. Tabii 2. gün de oynanabilirse.”
---------------

İngiltere Kralı George ile görüştüğü sırada, Gandi’nin üzerinde her zamanki gibi beyaz örtüsü vardır. Davetten çıkınca bir gazeteci sorar:
- Kiyafetiniz, bir kralla bulusmak için yeterli miydi?
Gandi, hiç aldirmadan cevap verir:
- Kral, ikimize de yetecek kadar giyimliydi.
---------------
Nail Papatya, “Evrimciler hakkında ne düşünüyorsunuz?” diyenlere : “Dünyanın en vefasız insanlarıdır. Baksanıza kendileri lüks hayat içinde yaşarken, maymun dedeleri hâlâ mağara ve hayvanat bahçelerinde sürünüyorlar.” cevabını vermiş.
---------------

Behlül bir gün Hârûn Reşîd`in taht odasını boş buldu ve çıkıp tahta oturuverdi. Bunu gören askerler onu kamçı ile dövmeye başladılar. Askerler vurdukça o;
`Vah Hârûn Reşîd. Vah Hârûn Reşîd!` diyordu.
O esnâda halîfe geldi ve manzara karşısında donup kaldı. Askerleri uzaklaştırdıktan sonra;
`Ey Behlül! Bu ne hâl?` diye sordu.
Behlül;
`Senin için ağlıyorum. Burada tahtı boş bulup bir an oturdum. Bu kadar kırbaç yedim. Sen ise senelerdir bu tahtın üzerinde oturuyorsun. Hâlin ne olur diye düşündüm.`
Hârûn Reşîd;
`Peki ne yapmam lâzım?` dedi.
ehlül;
`Mâdem ki bu yükün altına girdin. Zulme meyletme. Adâlet üzere ol. Böylece tahtında otur.` buyurdu.

---------------
Garip dervişin biri büyük bir köşkün önünden geçerken evin ‘av meraklısı ve zalim’ olan beyi, yardımcıları ile ava gitmek için evden çıkıyorlardır. Dervişle selamlaşırlar. Aksilik bu ya o gün hiç birşey vuramadan dönerler. Bey çok sinirlidir:
-”Sabah ava giderken karşılaştığımız o dervişi bulun çabuk! Onun yüzünden işlerim ters gitti. Uğursuzu getirin bana!”
Yardımcıları hemen dervişi bulup beyin huzuruna çıkarırlar. Bey kükrer:
-”Bre uğursuz adam! Senin yüzünden elimiz boş geldik! Hiçbir şey vuramadık! Tiz vurun kellesini!”
Derviş, beye şöyle der:
-”Beyim sabah selamlaştık. Siz hiçbir şey vuramadınız. Ben ise kellemi kaybediyorum. Siz söyleyin, hangimiz daha uğursuzuz?”
---------------
Osman Yüksel Serdengeçti parkinson olup eli titremeye başlamıştı. Hastalandığı zaman kendini ziyarete gelen Alparslan Türkeş’e “Bak Türkeş, senin en sadık müridin benim, sen “Ey Türk titre ve kendine dön.” dedin. Ben de titremeye başladım. Hala kendime gelemedim” demiş.
---------------
Yaşlı bir öğretmen, Fen Bilgisi dersinde kasları anlatıyordu.Bir ara öğrencilerden birine şu soruyu sordu :
- Şimdi ben boks yapsam hangi kaslar çalışır?
Çocuk sakin sakin cevap verdi :
- Gülme kasları öğretmenim!
---------------



Bir gün Hârûn Reşîd, Behlül ile görüşmek, hikmetli sözlerini duymak istedi. Bu şekilde adamlarını gönderip Behlül`ü getirmelerini söyledi. Gidenler Behlül`ü boş bir mezar içinde uyur buldular. Uyandırdıklarında;
`Siz ne yaptınız. Beni pâdişâhlık makâmından indirdiniz. Şimdi ben ne yapacağım.` dedi.
Görevliler gidip bu sözleri halîfeye bildirdiler. Hârûn Reşîd onun bu hâline bir mânâ veremedi, huzûruna geldiğinde;
`Ey Behlül! Bu ne iş. Sen hangi pâdişâhlıktan indirildin?` dedi.
O, bu soru üzerine;
`Ey Halîfe! Rüyâmda kendimi hükümdâr olmuş gördüm. Tahtımda oturuyordum. Hizmetçilerim vardı. Saltanat ve ihtişam içinde idim. Lâkin senin adamların beni uyandırdı ve tahtımdan oldum.`
Bu sözlere Hârûn Reşîd güldü ve;
`Ey Behlül! Rüyâdaki pâdişâhlığa îtibâr olur mu?` dedi.
Bunun üzerine Behlül hazretleri;
`Ey müminlerin emîri! Benim hükümdarlığım ile seninki arasında ne fark var. Ben gözlerimi açınca hayat buldum. Sen gözlerini kapayacak olsan ebediyyen emirlikten düşecek saltanatından olacaksın ve nedâmet, pişmanlık günün başlayacak. O halde hangimizin hükümdârlığına îtibâr yoktur siz söyleyin.` dedi.
Bunun üzerine Hârûn Reşîd söyleyecek söz bulamadı.
---------------
Komedi Yazarı Meşhur Molier, yeni yazdığı bir oyunu ilk defa olarak bir tiyatroda temsil ettireceği zaman, bir ilan neşredip tiyatroya girenlerden para alınmayacağını yazar.O gece tiyatro hınca hınç dolar. Oyun oynanıp bittikten sonra Molier, tiyatronun kapısının içerisine oturup her çıkandan para ister, vermeyenleri dışarı bırakmaz. “Canım, girenlerden para alınmayacağınızı ilân etmediniz mi?” derler. Molier şöyle cevap verir: “Evet girenlerden alınmayacaktır dedik, ama çıkanlardan alınmayacağını söylemedik.”
---------------
Bir gün, CIA, KGB ve MİT teşkilatlarından hangisinin daha başarılı olduğunu tespit etmek için bir “istihbarat yarışması” düzenlenmiş. Bu yarışma uyarınca, her üç teşkilatın en iyi adamlarından oluşan onar kişilik ekipleri Kongo’nun balta girmemiş ormanlarına göndermişler.
Ormanın girişinde görevlerini açıklanmış:
- “Ormana girip, en kısa sürede bir zürafa bulup getiren kazanır…”
Önce KGB liler gitmiş. 15 dakika sonra bir zürafa ile çıkagelmişler. Sonra CIA gitmiş. 10 dakika sonra zürafa ile gelmişler. En sonunda bizim MİT gitmiş, 7 dakika sonra bir fille dönmüşler.
Yarışmayı düzenleyenler “Bu da nedir?..” diye sorunca fil atlamış: “Abi valla ben zürafayım…”
---------------
Bir gün Behlül-i Dân`nın evine hırsız girmiş, evde ne bulduysa götürmüştü. Doğruca kalkıp kabristânlığa gitti ve kapısına oturdu. Bunun farkına varanlar başına toplanıp;
`Niçin hırsızın peşinden gitmedin de buraya geldin?` dediler.
Onlara;
`Yolunu şaşırmış o adamcağızı burada bekliyorum.` diye cevap verdi.
Bu söze oradakiler kahkaha ile güldüler ve;
`Hay Allah iyiliğini versin, o adamın burada işi ne?` dediler.
Bunun üzerine Behlül hazretleri;
`Siz hiç merak etmeyin o mutlakâ bu kapıya gelecek. Ecel onu buraya getirecektir.` buyurdu. Bu sözler üzerine herkes derin düşüncelere daldı.


---------------
Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile’ ye hasımlarından biri:
- “Efendim” demiş, “Kulaklarınız, bir insan için biraz büyük değil mi?”
Galile:
- “Doğru” demiş, “Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük ama, seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mi?”





__________________
"Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber
Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü PEYGAMBER?"
NFK

"Kimsesiz bir kimse yok, her kimsenin var kimsesi,
Kimsesiz kaldım, medet ey Kimsesizler Kimsesi!"

Konu hunkar60 tarafından (27/07/09 Saat 02:54 AM ) değiştirilmiştir.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 27/07/09, 02:57 AM   #2 (permalink)
Öğrtm. Görevlisi
gsxr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Durum: Offline
Üyelik tarihi: May 2009
Konular: 5
Mesajlar: 469
Tecrübe Gücü: 4
Tecrübe Puanı: 12
gsxr is on a distinguished road
Standart Cevap: 10 Numara Nükteler (Birazcık Uzun)



hepsini okumadım ama okuduklarım çok güzeldi


__________________

  Alıntı ile Cevapla
Alt 27/07/09, 14:36 PM   #3 (permalink)
Yardımcı Admin
Renovatio - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Durum: Offline
Üyelik tarihi: May 2009
Bulunduğu yer: Nişantaşı
Konular: 525
Mesajlar: 4,996
Tecrübe Gücü: 8
Tecrübe Puanı: 308
Renovatio is a jewel in the roughRenovatio is a jewel in the roughRenovatio is a jewel in the roughRenovatio is a jewel in the rough
Standart Cevap: 10 Numara Nükteler (Birazcık Uzun)



hehe cok guzelmis ya sagol paylasimin icin


__________________
--Yakın Olmak İçin Uzak Dur--
  Alıntı ile Cevapla
Alt 27/07/09, 16:00 PM   #4 (permalink)
Doktor
Mavi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ruh Halim:
Durum: Offline
Üyelik tarihi: May 2009
Bulunduğu yer: www.heryerdeyiz.com
Konular: 49
Mesajlar: 504
Blog Başlıkları: 3
Tecrübe Gücü: 6
Tecrübe Puanı: 238
Mavi has a spectacular aura aboutMavi has a spectacular aura aboutMavi has a spectacular aura about
Standart Cevap: 10 Numara Nükteler (Birazcık Uzun)



hepsini okudum paylaşım için teşekkürler ++ repini de verdim


__________________
Click the image to open in full size.

Click the image to open in full size.

Muharrem Enis ÇİFTÇİ
Endüstri Mühendisliği İngilizce Bölüm Temsilcisi
enis.ciftci@fatihemk.com
  Alıntı ile Cevapla
Alt 29/07/09, 13:51 PM   #5 (permalink)
Doktor
Kâtip - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Durum: Offline
Üyelik tarihi: Jun 2009
Bulunduğu yer: ''ιѕкєη∂єяραşα..''
Konular: 179
Mesajlar: 628
Blog Başlıkları: 6
Tecrübe Gücü: 4
Tecrübe Puanı: 126
Kâtip will become famous soon enoughKâtip will become famous soon enough
Standart Cevap: 10 Numara Nükteler (Birazcık Uzun)



Biraz uzun deyince bu kadar uzun olacağını düşünmemiştim. Ama çok güzellerdi.
Sağolasın paylaşım için


__________________
'''Benimki benim,seninki de senin!''
BU ŞERİATTİR...
''Seninki senin,benimki de senin!''
BU TARİKATTİR...
''Ne benimki benim ne de seninki senin...Herşey ALLAH'ın!''
BUDA HAKİKATTİR!!

.:: NFK ::.

Bakma yâ Rab sevâd-ı defterime,
Onu yak âteşe benim yerime

Canı canan dilemiş vermemek olmaz ey dîl,
Ne nîza eyleyelim ol ne senindir ne benim
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
DünYanın En Uzun KöpeĞi Renovatio Hayvanlar Alemi 2 22/07/09 16:13 PM
Mardin de düğüne uzun namlulu silahlarla saldırı! ibrahim Güncel Haberler 0 04/05/09 23:54 PM



Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 03:36 AM.
Powered by vBulletin® Version 3.8.2 .
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Design By Htworks.Net Licenced To Fatih Üniversitesi

fatih üniversitesi, fatih üniversitesi yatay geçiş, fatih üniversitesi dikey geçiş, fatih üniversitesi ücretleri, fatih üniversitesi yüksek lisans, fatih üniversitesi hastanesi, fatih üniversitesi ankara, fatih üniversitesi tıp fakültesi, fatih üniversitesi bölümleri, fatih üniversitesi bahar şenlikleri

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız buradan bize bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to here

Reklam vermek için bize buradan ulaşabilirsiniz.
Fatih Üniversitesi
Fatih Üniversitesi - Metin2 Forum - Metin2 PVP - film indir - Metin2 Türkiye - Şarkı Sözü

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171